Yarı belgesel, trajedi, psikolojik gerilim, absürd komedi, kara mizah tadında, her kesime hitap edecek, kimsenin gönlünü boş bırakmayacak bir filmle karşınızdayız. Patlamış mısırları hazırlayın. Baylar, bayanlar! Yılın Altınkaka ödüllü filmine Hoşgeldiniz!
Aylardır birlikte tuvalet yapıyorlardı zaten. Anneyi dikkatle takip ediyordu çocuk. Üzerinde kıyafetle çiş alıştırmaları yapılan, bazen yemek yenilen, bazense basket potası gibi çok amaçlı kullanıma sahip lazımlık, sonunda asıl maksadıyla kullanılabilecekti demek. Anne daha çoook kitap okuyacaktı, daha daha daha iyi hazırlanacaktı dersine, hatmedecekti, hatta tuvalet blogu kuracaktı belki! Keza öyle bir potansiyeli vardı da ama kısmet olmadı, elindekiyle yetindi. Talep karşı taraftan gelmişti, reddetmek olmazdı. Güle Güle kakalar, Afedersin .oklar, Kusura kalma Lazımlığım gibi kitaplar da olmayıversindi.
Bir önceki kötü deneyimden sonra annenin beynine kazınmış iki şey vardı. Kendini en az yoracak bir yöntem seçecek, notları mota mot uygulamayacak, özgür takılacaktı, yani asla kendini yormayacaktı. Ve tabi ki sabır en önemli anahtar olacaktı.
Birden bire bezsizliğe yüreği dayanamayacak olan anne, bezin üzerine koftiden bir külot giydirmişti çocuğa, kendisini külotlu bilsin diye de aynaya baktırmıştı. Aynada kendisine bakan çocuk çok mutlu olmuş, canım küloduna neler olacağını bilmeden fütursuzca sırıtıyordu. Hareketli dakikalar başlamıştı. Her 10 dk da bir lazımlığa oturuluyor, bez takıldığı anlaşılmasın diye bez ayakta cırtlanıyor, çocuğa bez takılmaya devam edildiği çaktırılmıyordu. Kısa günün karı, sadece bir kaç bilinçsiz isabetti. Henüz anne de çocuk ta kendilerini neyin beklediğini bilemeden güzel bir uyku çektiler.
Dünü saymazsak 1.gün Küçük dayı özlemiyle yanıp tutuşan çocuk, dayının da Afyondan gelmesiyle birlikte soluğu anneannede aldı. Dünü tamamen unutmuş gibiydi. Dün 15 dk da bir hevesle oturan kendisi değilmiş gibi, anneannesinde tuvalete kesinlikle oturmuyor, oyun oynamak istiyordu. Gözden kaçan bir ayrıntı vardı ki, aslında utanıyordu. Akşam üzeri sadece bir kez isabet ettirebildi. Sürekli ayakta bez bağlamak uzun zaman alıyor ve anne her ne kadar anlamadığını düşünse de küçük cin her şeyin farkındaydı. Bu ziyaret kabul edilmediydi ki hiç te iyi bir fikir değildi. Bu işe evde ciddi bir mesai harcanması gerekiyordu
2. gün Bin bir zahmetle uyanır uyanmaz lazımlığa oturulmuştu küçük çocuk. Artık 15 dk da bir 5 -10 dk lazımlığa oturmak işkence halini almaya başlamıştı. Anne, değme Montessoricilere bile taş çıkaran yaratıcılıkla, her oturuşta bir aktivite buluyor, giderek beyni bulanıklaşıyordu. Hayret bir şekilde sabrı gayet yerindeydi. Ve beklenen o an geldi çattı. Bir anda, aniden, yine bir akşam üzeri, bezi de çıkardılar. Evet işte bu kadardı. Lazımlığa her oturtulduğunda çiş yapmak zorunda hisseden çocuk, 15 dk da bir az da olsa çişini yapıyor, 3 dk sonra tamamını arabalı cici küloduna bırakıyordu. Bu adı ona kendisi koymuştu. Arabalı cici küloduna gizli bir sempati beslediği her halinden belliydi. Sırf oturma mantığını öğrensin diye yapılan bu 15 dk da bir işi, zamanla 20-25 dk ya çıktı. Ne zaman, ne kadar çiş yaptığı daha net görebiliyordu artık. Bezi çıkardıktan sonra isabet sayıları ciddi şekilde arttı.
3. gün Dolabın üzerinde duran bezler, annenin kulağına tam da kötü şeyler fısıldarken, çocuk tam da zamanında uyandı, anne silkindi, kendine geldi. Çişini küloduna yapan çocuk' Külodun arabası ağlar' diyerek olaya duygusal bir boyut kazandırmıştı. Anne ise her defasında 'Olsun oğlum, bir dahakine yeşil cici tuvaletine yaparız, diyerek aslında kendini telkin ediyordu. Sabır testinde en yüksek puan rekoru kıran anne, bir sonraki etaba geçmeye hak kazanmıştı.
4. gün Hafta sonuna denk gelen bugün sebebiyle baba kişisi de çiş ritüeline dahil olmuştu.Çocuk, Çiş/kaka geldiğini hiç anlamıyor gibiydi. Olsun bir daha deneriz sözcükleri babaya hafif görünmüştü. Çiş tuvalete yapılmalıydı! Artık geleneksek çiş söyletme yöntemleri kullanılacaktı. Ses tonu yükselmişti, artık'olsun' yoktu. Normalde çok duygusal ve erkek çocuklarında çok sık rastlanılmayacak bir durum olan baba aşığı çocuk, babasının biraz sert çıkışlarına aldırmaz gibi görünse de, akşamki babanne ziyaretiyle birlikte çöküş yaşadı. Ömrü toplamı boyunca hiç ağlamadığı kadar ağlamış, kendisine bir türlü gelememişti. Sürekli mutlu, gülen çocuk gitmiş, bambaşka biri gelmişti. Babası tarafından artık sevilmediğini düşünüyordu. Zaten hemen hemen hiç bir başarılı isabeti olmamıştı o gün, bu da onu ayrıca bir başarısızlık duygusuna doğru sürüklüyordu. Öğle uykusunda ilk kez bez takılmayan çocuk kupkuru uyanmıştı aslında. Uyanır uyanmaz, hastanenin acil kapısından giriş yapar gibi tuvalete koştular, yetiştiler ve kurtardılar ama bu başarı onun için yeterli gelmemişti. Sinirleri laşka olmuştu, bu her halinden belli oluyordu. Anne ise, son uzun uykusu olacağının farkında olarak uyudu, çünkü yarın büyük gündü.
5. gün Bu stratejiden hemen vazgeçen anne ve baba güne çok iyi girdiler. 4. gün haricinde yöntemde pek bir değişiklik yoktu, sadece altına yaptığında 'olsun' yerine 'Ben ıslak külot sevmiyorum, seni çok seviyorum ama ıslak külot hiç güzel değil'...vs denildi. Her yarım saatte bir tuvalete oturtulan çocuk, sonunda öğlen vakitlerinde ilk kez tuvalete kaka yaptı ve bu sevinç bayraklar, danslar, şarkılarla görülmeyen bir şölenle kutlandı. Tuvalette kakaya bay bay denirken duygusal anlar yaşandı. Çişini yapar yapmaz ıslanan eşofmanına bakıyor ve 'Annecim kakam geliyo' diyordu. Her ne kadar yaptıktan sonra söylese de, kaka ile çişi karıştırsa da tarihe geçti, söyleyeceği günler yakın demek oluyordu bu. Yine klasik bir çiş zamanı, çiş yapıldıktan sonra, elde pet şişe ve su geçirmez alez ile yarım saatliğine dışarı çıkıldı ama çarşıya uymadı hesap. 1,15 saat sonunda eve varıldı. Hemen çişe koşuldu. Sonuç süperdi, Kaçırma bile yoktu. Gün içerisinde ufak kaçırmalar hariç altına yapmayan çocuk, annenin göğüs kafesinde patlattığı havai fişeklerden habersiz uykuya daldı. Günün gecesi, gece bezi de atıldı. Gece kaç yapacağını merak eden anne, sadece külotla öylece yatırdı. Gecenin bir yarısı, yanında, komple çişe bulanmış çocuğu farkeden ve bundan sonra sırf ıslatıp ıslatmadığını daha erken farkedebilmek için yarım yamalak uyuyan anne hariç, üzerini değiştirirken çığlıklar atan çocuk ve her şeyden habersiz baba, sabaha kadar derin uykuya daldı.
6. gün Sabah ilk çişinden itibaren tüm tuvaletlerini kendi söyleyen çocuk, konu kakaya gelince, usta dedektiflikle, sürekli bir yerlerde ıkınırken yakalanıyor, sonunda kapıya dayanan yumurtasını daha fazla tutamayıp annesinin hızlı manevrasıyla kakayı tuvalete yapıyordu. Çiş yaparkenki gösterinin aksine, kaka yaparken asla kimsenin yanında olmasını istemiyor, kapıyı kapattırıyordu. Söz konusu mahremiyet, evin tüm odalarına yayılmış kokusuyla, manevi dünyamızda derin bir yolculuğa doğru adım atacaktı. Gün içerisinde iki kez 1 er saatliğine gezmeye gidildi. Anne çocuğa güvendi, o da bu güveni boşa çıkarmadı. Kaçırma bile olmaksızın tamamlanan günün gecesinde, geceyi garantiye almak isteyen anne ile çocuk, yanlarında bulundurdukları lazımlığa, üç kez çişe kalktılar. Lazımlığa oturtulmadan önce sıyrılan eşofman ve küloduyla, yarı uykulu ve süper mızmız çocuk, lazımlığın üzerinde tam da iş üzerindeyken uyuyakaldı.
7.gün Her zaman çişini kendi söyleyen çocuk için tuvalet cazibesini yitirmiş, kendisi söylemekten sıkılmıştı. Anne, sallanan bacaklar sayesinde sinyalleri alıp tuvalete götürüyordu. Kucakta oturan çocuk tuvaletini yapmaz efsanesi, babanın kucağında otururken kaka yapmasıyla son bulmuştu. Kendi kendine pantolon ve külot indirme işlemi yapamayan çocuk, lazımlığı gördüğü yere üstüyle başıyla oturup, aslında tuvalete yaptığını düşünüyordu. Yerinde hiç oturamayan çocuğun bu durumunu önceden yakalayabilmek için peşinde koşturan anne bitap düşmüştü. Dayısının ev ziyareti sonucu, dayıyla yan odada oyun oynarken , dayının farkındalık boşluğundan yararlanarak azcık ta olsa kaka kaçamağı yaptı. Bu durumu kendi de ' Kaka tuvalete yapılır, bi daha anneye söylüycem, şeklinde uygunsuz bulan çocuk; işi abartarak 'Kakam geliyor' bahanesiyle uykuya geçiş süresini 1 saate çıkarmıştı. Gece 3 kez çişe kalktılar ve yine kupkuru bir sabaha merhaba dediler.
Karanlık tünelin sonundaki ışığa ulaşmaya bir adım kala artık hep güzel rüyalara dalacaklardı...






0 Yorum Yaz “Altınkaka”